ALGI DUVARINA ÇARPAN OPERASYONLAR
Son dönemde muhalefet belediyelerine yönelik yürütülen adli süreçler, iktidarın beklediği toplumsal desteği getirmedi. Aksine, kamuoyunda "seçmen iradesine ipotek" algısı güçlendi. Daha da kritiği, AKP’nin kendi muhafazakâr tabanı dahi bu hamlelerin sadece muhalefeti sindirmeye yönelik olduğuna dair şüphelerini yüksek sesle dile getirmeye başladı. İktidarın bu "meşruiyet krizini" aşmak için bulduğu formül ise şaşırtıcı: Operasyonu genişletmek.
"SADECE MUHALEFETE DEĞİL, HERKESE" MESAJI
Yeni stratejinin temel felsefesi "Adalet herkese eşit işliyor" imajını yeniden inşa etmek. Bunun yolu da AK Partili belediyelere yönelik operasyon düğmesine basmaktan geçiyor. Ancak bu, gelişigüzel bir tasfiye hareketi olmayacak. Kriterleri bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından belirlenen, "ince ayarlı ve kontrollü" bir model işletilecek.
"GÖKÇEK TARİFESİ" GÜNCELLENİYOR
Erdoğan’ın partisinin imajını korumak için doğrudan aktif belediye başkanlarını hedef almayacağı konuşuluyor. Bunun yerine, geçmişte Melih Gökçek örneğinde olduğu gibi kademeli bir süreç izlenecek:
Hedefteki isim önce siyasi olarak yalnızlaştırılacak. Görevden el çektirme veya istifa süreci işletilecek. İsim "eski başkan" sıfatını aldıktan sonra, yolsuzluk veya usulsüzlük dosyaları üzerinden hukuki işlem başlatılacak.
Bu yöntemle hem partinin kurumsal kimliği korunacak hem de kamuoyuna "Kendi içimizdeki çürük elmaları da ayıklıyoruz" mesajı verilecek.
HEDEFTE KİMLER VAR? "SEÇİLMİŞ VE GÖZDEN ÇIKARILMIŞLAR"
Kulislerden sızan bilgilere göre operasyonun hedefinde aktif, halk desteği yüksek başkanlar değil; miadını doldurmuş, partiye yük olmaya başlamış veya yerel yönetimlerdeki gücü erimiş "seçilmiş isimler" var. Belediye meclis üyelerine ise dokunulmayarak yerel yönetimlerdeki aritmetik dengenin korunması amaçlanıyor. Bu sayede süreç "toplu bir operasyon" değil, "bireysel bir hukuki hesaplaşma" olarak sunulacak.
HUKUK MU, SİYASAL KURGU MU?
İktidar, bu hamleyle CHP’li belediyelere yönelik operasyonların üzerindeki "siyasi" etiketini söküp atmayı hedefliyor. Ancak Türk seçmeninin bu kontrollü operasyonları "hukukun doğal işleyişi" mi yoksa "stratejik bir kurgu" mu olarak okuyacağı belirsizliğini koruyor.
Şurası kesin: Önümüzdeki dönemde AK Parti mahallesinde siren sesleri yükseldiğinde, bu sadece bir yolsuzluk soruşturması değil, iktidarın meşruiyetini geri kazanma operasyonu olarak kayıtlara geçecek.
Bu strateji, iktidarın elindeki en büyük koz olan "adalet" kavramını yeniden tahkim etme çabası olarak görülüyor. Eğer bu plan uygulanırsa, Türkiye siyaseti "herkesin her an soruşturulabildiği" yeni ve sert bir sürece evrilebilir.
Peki ne olur?
Muhafazakâr seçmenin bir kısmı, "Reis nihayet etrafındaki usulsüzlük yapanları tasfiye ediyor" diyerek bu adımı bir "özeleştiri ve temizlik" olarak görebilir. Bu, partiden kopmakta olan "kararsız muhafazakârları" yeniden konsolide edebilir. Diğer taraftan, "Bizimkiler de mi yapıyormuş?" sorusu, sadık seçmende derin bir hayal kırıklığına yol açabilir. Kendi mahallesinden isimlerin kelepçeli fotoğrafları, iktidarın yirmi yıllık "hizmet ve dürüstlük" anlatısına bizzat kendi eliyle vuracağı bir darbe olma riskini taşır.
PARTİ İÇİ DENGELER: "SADAKAT Mİ, HAYATTA KALMA MI?"
Seçilmiş ve gözden çıkarılmış isimlere operasyon yapılması, AKP teşkilatlarında "sıra kimde?" korkusunu tetikleyecektir. Hedefteki isimler, Melih Gökçek gibi sessizce kenara mı çekilecek yoksa "konuşursam herkes yanar" tehdidiyle karşı bir savunma hattı mı kuracak? Bu, parti içinde büyük bir krizin fitilini ateşleyebilir. Aktif belediye başkanları ve yerel siyasetçiler, "yarın gözden çıkarılma" korkusuyla genel merkeze olan sadakatlerini sorgulayabilir. Bu durum, yerel teşkilatlarda bir felç hali yaratabilir; kimse risk almak veya inisiyatif kullanmak istemez.
HUKUKİ VE SİYASİ MEŞRUİYET: "KARŞILAŞTIRMALI ADALET" SINAVI
Kamuoyu bu operasyonları izlerken kaçınılmaz olarak bir terazi kuracaktır. Eğer CHP’li belediyelere "terör" veya "örgüt" suçlaması yapılırken, AKP’li isimlere sadece "imar usulsüzlüğü" veya "ihale hatası" gibi daha "hafif" görünen dosyalar açılırsa, halk bu ayrımı hemen fark edecektir. CHP’li belediyelere doğrudan kayyum atanırken, AKP’li belediyelerde meclis içinden yeni bir başkan seçilmesine izin verilmesi, "B Planı"nın aslında adaleti sağlamak değil, algıyı yönetmek olduğunu tescilleyecektir.